DOLAR

31,2533$% 0.15

EURO

33,8744% 0.03

STERLİN

39,5327£% -0.07

GRAM ALTIN

2.055,59%0,75

ÇEYREK ALTIN

3.458,00%0,29

TAM ALTIN

13.832,00%0,44

İmsak Vakti a 02:00
Hatay AÇIK
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

AZİZ

Mevlana'nın "Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir" öğretisiyle bakmıştık Konya'ya.

O kapkara günün sabahına uyanmadan önceki 14 Aralık’ta, Şeb-i Aruz diyerek, İstanbul’dan Konya’ya doğru yola çıkmıştık.
Mevlana’nın “Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir” öğretisiyle bakmıştık Konya’ya.
Aziz sayılan, yani kutsal olup asla yenilmeyecek olan insan sevgisini bize nakşeden Mevlana’yı ziyaret ettikten sonra, varlığın çok önemli olduğu, bu yüzden de yokluğa yerinmemenin zor olduğu bir çağda olmamıza rağmen, aşkla avunup, birbirimize lazım olduğumuzu unutmadan yaşamamız gerektiği felsefesini hep hatırlatan Yunus Emre‘yi de Karaman’da ziyaret etmiştik.
“Bir bahçeye giremezsen durup seyran eyleme.
Bir gönül yapamazsan yıkıp viran eyleme”
dediği sözlerini hatırlayarak, kendi gönlümüzü çok güzel eylemiştik.
Daha sonra güneye doğru aka aka inmiştik Antakya’ya.
Doymamıştım.
Doyamamıştım sevmelere!

Hayat arkadaşım, işinin başına dönmesi gerektiğini söyledikçe, iki gün daha kalalım deyip durmuş ve kırk iki günü bulmuştu doğum yerim Antakya’daki misafirliğimiz.
Çocukluğumu, lise yıllarımı doya doya yaşadığım Antakya’da.
İyi günde, kötü günde hep gittiğim Antakya’da.
Bitmeyecek sevdam Antakya’da.
Belen Geçidi’nin rakımını, virajlarını bilenler bilir. İstanbul’a dönüş yolunda yokuş yukarı tırmanırken, arabamı hıçkırarak kullandığımı hatırlıyorum. Otuz beş yıldır durum böyleydi. Ama bu sefer zihnim, yüreğimi gerçekten teselli edemedi. Bunu da büyüklerimizin yaşlılığına, bazısının hastalığına bu yüzden de onları bir daha göremeyeceğim korkusuna yormuştum kendimce.
Antakya’yı terkettim diye düşünürken, on gün sonra O’nun beni terk edeceğini anlamamıştım.
Oradayken her şey çok güzel başlamış, fazlasıyla da güzel yaşanmıştı yaşanması gerekenler. Her zamankinden daha abartılı bir sevgiyle arşınlanan sokaklar, defalarca gezilen tarihi mekanlar, sanki ilk defa görülmüş gibi hayranlıkla izlenen müzedeki eserler, arkadaşlarla Arapça-Türkçe sohbetler, eşsiz sofralar ve dostluğa kalkan kadehler.
Gecesini de gündüzünü de ayrı ayrı güzellikte, dibine kadar yaşamıştık. Hem de hoyratça!
Aşkımız şu aralar çileli olabilir ama her cerihamızdan boşalan yaşlar yeniden yeşertecek.
İnanıyorum!
En yüce duygu olan aşk, en çok sana yakışıyordu Antakya!
Tekrar görüşünceye kadar kedine iyi bak!
Bizi düşünme.
Seninle yaşadığımız her güne, vay ki ne vay!
Her defasında anne ve babası okul müsameresine geldiği için kanatlanıp uçan bir çocuk hissi veriyordun bize.
Şimdi mi?
Şimdi, kanatlarımız kırık!
İyiyiz desek yalan olacak. Kötüyüz desek ruhani inancımıza ters düşecek. İşi şükre vurup önce dilimizi kurtarıyoruz.
Belki zamanla kalbimiz de kurtulur.
Kim bilir?
Keşke o sabah olmasaydı diyerek güneşi durdurabilseydik!
Sen artık rüyalardasın.
Hayellerdesin!
Senin öğretilerinle kelimelerin mucizesine inanarak birbirimize mutluluk cümleleri kurmaya devam ediyoruz. Senden sonraki hayatımızı da beğenmiyorsak, yenisine gidecek olan gücün bizde olduğunu yine senin sayende asla unutmayacağız.
Bir de üç ay önce, kendisinden önce ölen kardeşinin kimliği verilen değil, direk anne-babası tarafından “Aziz” olarak isimlendirilen amcamı kaybettim. Kavuşup hasret gidermelerimiz sonrası gider ayak kolumdan tutup kulağıma fısıldadığı öğütler, arada gösterdiği sevgi sözcüklerinden hemen sonra da yıllarca adliye memuru olarak çalışmanın verdiği ciddiyetten olsa gerek kalıplaşmış günlük hayat sözcüklerine dönüşen tavırlarıyla, kalbimin en nadide yerindekilerle kalacak olan, Aziz Amcam.
Aziz şehrimiz Antakya’ya dönecek olursak, önce yerel sonra genel yöneticilerine Mevlana’nın şu sözleriyle seslenmek istiyorum;
“Tut ki Ali’den sana miras kaldı Zülfikar. Sende Ali’nin yüreği yoksa neye yarar Zülfikar?”
Bize de şu sözlerle seslenmek istiyorum;
“Kapı açılır. Sen yeter ki vurmayı bil. Ne zaman mı?
Bilmem.
Yeter ki o kapıda durmayı bil!”

Unutmayın ki mevlayı bulma yolundaki notalar da dizeler de bizim elimizde.
Bütün engellemelere rağmen yeniden başlarız biz.
Hep ümitle!
Hem de aşkla!

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.