45,2229$% 0.07
52,8911€% 0.04
61,2240£% 0.01
6.599,83%0,45
10.751,00%0,47
42.852,00%0,55
02:00
-REYHAN CANER AHMADİ YAZDI-
Turgay Üçal ile Türkiye’de Protestanlık, Kilise ve Kimlik Üzerine

İstanbul’un tarihi semtlerinden Moda’da, yüz yılı aşkın geçmişiyle ayakta duran küçük bir yapı bulunuyor. Bir dönem İngiliz cemaatine hizmet veren All Saints Kilisesi, bugün Türkçe ibadet eden İstanbul Presbiteryen Kilisesi’nin merkezi olarak faaliyet gösteriyor. Bu yapının ve cemaatin ruhani lideri olan Pastör Turgay Üçal, Türkiye’de Protestanlığın son kırk yılına tanıklık etmiş isimlerden biri.
Akademik çalışmalarını Kutsal Kitap İlahiyatı alanında tamamlayan Üçal, aynı zamanda Türkiye’de yerli Protestan cemaatinin oluşum sürecinde önemli roller üstlenmiş bir din adamı.
“Mesih inancı benim için bir yol ve sığınak oldu”
Yaklaşık kırk beş yıl önce Türkiye’nin siyasi ve toplumsal açıdan oldukça çalkantılı bir dönemden geçtiğini hatırlatan Üçal, Mesih inancıyla tanışmasının hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri olduğunu söylüyor.
Lise eğitiminin ardından İstanbul Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü tamamlayan Üçal, yüksek lisans ve doktora çalışmalarını Amerika Birleşik Devletleri’nde Kutsal Kitap İlahiyatı üzerine yürütmüş.
Yerli Protestan cemaatinin oluşumu
1980’li yılların ortalarında Türkiye’de Türklerin yoğun olarak katılım gösterdiği bir Protestan cemaat yapısının bulunmadığını belirten Üçal, bu eksikliğin kendisinde sorumluluk duygusu oluşturduğunu ifade ediyor.
1986 yılında Türk Protestan Kilisesi’nin temellerini atan Üçal, 1993 yılında ise daha kurumsal bir yapıyla İstanbul Presbiteryen Kilisesi’ni kurdu. Bu süreçte Amerika merkezli Presbyterian Church of America ile ilişkiler geliştirerek kilisenin uluslararası düzeyde daha görünür hale gelmesine katkıda bulundu.
“Kilise uzun yıllar dış mihrak olarak görüldü”
Türkiye’de Protestan bir pastör olmanın ilk yıllarda oldukça zor olduğunu vurgulayan Üçal’a göre bunun temel nedeni, Protestan kiliselerinin çoğu zaman misyoner teşkilatlarla özdeşleştirilmesiydi.
Toplumun önemli bir kesiminde kiliselerin siyasi amaçlarla faaliyet gösterdiğine dair yaygın kanaatlerin bulunduğunu söyleyen Üçal, zaman içinde bu algının kısmen değiştiğini düşünüyor.
“Bugün hâlâ bazı önyargılar devam ediyor olsa da insanların samimi inanç ile politik çıkarlar arasındaki farkı daha net görebildiğini düşünüyorum” diyor.
Moda’nın sessiz tanığı: All Saints Kilisesi
All Saints Kilisesi’nin hikâyesi ise Osmanlı dönemine uzanıyor.
1878 yılında Sultan’ın izniyle, dönemin önemli İngiliz ailelerinden Withall ailesi tarafından inşa edilen yapı, uzun yıllar Moda’da yaşayan İngiliz toplumunun ibadethanesi olarak kullanıldı.
Ancak 1970’li yıllardan sonra yabancı ailelerin İstanbul’dan ayrılmasıyla kilise işlevini büyük ölçüde kaybetti.
1996 yılında İngiliz Kilisesi’nin özel izniyle İstanbul Presbiteryen Kilisesi bu tarihi yapıyı kullanmaya başladı. Aynı zamanda yapının bakım ve korunma sorumluluğunu da üstlendi.
Bugün All Saints Kilisesi yalnızca bir ibadet mekânı değil; İstanbul’un kültürel hafızasını taşıyan mütevazı bir tarihî miras olarak varlığını sürdürüyor.
İstanbul’a ait bir kilise
Üçal’a göre kilisenin en önemli özelliklerinden biri etnik temelli bir yapıya sahip olmaması.
1917 Rus Devrimi sonrasında Türkiye’ye gelen ailelerin torunları, Türkler, Türkçe konuşan bazı Ermeni aileleri ve farklı geçmişlerden gelen bireyler aynı çatı altında buluşuyor.
“Biz bir etnik kilise değiliz. Daha çok İstanbul’a ait, Türkçe konuşan ve Türkçe ibadet eden bir cemaatiz” sözleriyle tanımlıyor kiliselerini.