DOLAR

45,2229$% 0.07

EURO

52,8911% 0.04

STERLİN

61,2240£% 0.01

GRAM ALTIN

6.599,83%0,45

ÇEYREK ALTIN

10.751,00%0,47

TAM ALTIN

42.852,00%0,55

İmsak Vakti a 02:00
Hatay HAFİF YAĞMUR
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Letafet

Eskiden, kağıda basılmış gerçek haber kaynağı olan gazetelerde oldukça basit görgü kurallarının yazıldığı köşeler olurdu. Sofra kurma adabı, yemek yeme adabı, yolda yürüme adabının yazıldığı..

-ZÜHRE AZAZİ KAR YAZDI-

Birkaç gündür, Hasan Hüseyin Korkmazgil’in, Pir Sultan Abdal anısına yazdığı dizeler, herhangi bir surenin ayetleri gibi zihnimin içinde dolanıp duruyor.

“Bak şu bebelerin güzelliğine 
Kaşı destan 
Gözü destan 
Elleri kan içinde

Kör olasın demiyorum

Kör olma da gör beni
Hor baktık mı karıncaya 
Kırdık mı kanadını serçenin 
Vurduk mu karacanın yavrulusunu 
 ya nasıl kıyarız insana?”

Acıyı Bal Eyledik isimli şiire ait olan bu dizeler, yaşanan kötü olaylar karşısında metanet ve hoşgörüyü addetse de, toplum olarak acıyı bal eyleyecek halimiz kalmadı!

Kendini dahi sanan delilerin yönettiği bu dünyanın bazı iş bilmez yöneticileri bize de nasip oldu.

Anlamaya çalışıyorum.

Anlayamıyorum!

Bu kadar aç gözlülük, bu kadar riyakarlık niye?

Çocukken birbiriyle oynayanlar, büyüyünce neden birbirine bu kadar oynar oldu?

Yazık ki büyüklerin yanlışlarıyla çocuk yaşta da oyunlar başladı.

Kibar, ince, hoş davranış dediğimiz letafet yok oldu.

Bu durumda ne kadar latif kalabiliriz?

Birbirimize ne kadar latife

yapabiliriz?

Oysa ki halk olarak, birbirimize ihtiyacımız var. Ve bu ihtiyaç, birbirimizi sevmekten çok daha önemli hale geldi.

Eskiden, kağıda basılmış gerçek haber kaynağı olan gazetelerde oldukça basit görgü kurallarının yazıldığı köşeler olurdu. Sofra kurma adabı, yemek yeme adabı, yolda yürüme adabının yazıldığı.

Sofrada tabağın sağına kaşığı, soluna çatalı koymak, ağzımızı şapırdatmadan yemek yemek, kaldırımda yürürken yan yana en fazla iki kişi olmak gibi basit kurallar.

Zarafet adabı yazılırdı. Yüksek sesle konuşmamak, argo sözcük kullanmamak gibi.

Yazık ki trafik kurallarının çiğnenmesinin bile marifetmiş gibi anlatıldığı bir döneme geldik.

Herkes racon kesiyor.

Bilen-bilmeyen akıl veriyor.

Şaşkına döndük!

Düzeltmek adına bir şeyler yapmak da artık içimizden gelmiyor!

Ağzımız, yüreğimize kadar dolu ve ne söylesek yarım kalıyor!

Yaşanan zorlukları renkli ayrıntıların ardına saklama konusunda da bu kadar becerikli bir iktidar görmedim. Beceri demeyelim de, işgüzar!

Bizim neslin ortaokul yıllarında

Din Kültürü dersi seçmeliydi.

Faşist 12 Eylül askeri darbesiyle beraber zorunlu hale getirilmiş,

lise yıllarına geldiğimizde de

Ahlak Bilgisi dersiyle birleştirilmişti. Siması gözümün önünden hiç gitmeyen ve gerçek anlamda din eğitimi almış bir öğretmenimiz vardı. Din Kültürü Ve Ahlak Bilgisi olarak tanımlanmaya başlayan dersi, bir hafta Din Kültürü, bir hafta Ahlak Bilgisi olarak işlemeye başladı.

Birkaç kere Hocam, geçen hafta Ahlak Bilgisi dersi yaptık. Bu hafta Din Kültürü dersi yapacaktık desek de; “Olsun çocuklar, Ahlak Bilgisi dersi daha önemli” derdi. Şu dönemde öğretmenimizi daha bir saygı ve rahmetle anıyorum.

Şükranlarımla!

Geçen gün annem, o güzelim Arapça diliyle kısadan hisse bir anektod anlattı.

Dolma kalem bir gün yazı yazılan bembeyaz bir kağıda;

“Senin üzerinde dolanırken seni çiziyor ve canını yakıyorum. Üstüne üstlük mürekkebim akıp, seni kirletiyor. Ve senin hiç itirazın olmuyor. Aksine bu durumdan çok memnun görünüyorsun” demiş.

Kağıt da cevap veriyor;

“Çok yanılıyorsun. İçimden geçipte söyleyemediklerimi nakşediyorsun. Sakın mürekkebin, hokkanın içinde kurumasını bekleme. Çiz çizebildiğin kadar” diyor.

Yazık ki letafetlerini bozmadan, gerçekleri yazan, çizen kim varsa kalemini kırıyorlar.

Yerel yönetimdekilerin arayıpta bulmaya çalıştıkları hatalarınaysa özel hayattan bodoslama dalıyorlar.

Size ne!

Adı üstünde “özel, hayat” kime ne!

Bir başka kıssadan hisse de; kalp, bir gün göz ile sohbet ederken “Neden hep yaşlısın” demiş.

Göz, “Sevgili Kalp, gördüklerim sana gelene kadar neler hissediyorum biliyor musun? Keşke, gördüklerimi sana gelmeden akıttığım o yaşlarla temizleyebilsem” demiş.

Evet, masallar uyuyunca bitermiş.

Büyüyünce anlıyor insan yarım kalan masalın hep mutlu sonla bitmeyeceğini, geçmişle geleceği bir arada hapsetmemesi gerektiğini,

güzel bir yürek yerine dış görüntüye önem vermemesi gerektiğini.

Birbirimize latif olalım. 

Gerçek latifeler yapalım ki artık insanlık kaybetmesin!

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.