DOLAR

45,2229$% 0.07

EURO

52,8911€% 0.04

STERLİN

61,2240£% 0.01

GRAM ALTIN

6.599,83%0,45

ÇEYREK ALTIN

10.751,00%0,47

TAM ALTIN

42.852,00%0,55

İmsak Vakti a 02:00
Hatay HAFİF YAĞMUR 3°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Zühre Azazi Kar

Zühre Azazi Kar

14 Eylül 2026 Pazartesi

Yankı

Yankı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

-ZÜHRE AZAZİ KAR YAZDI-

Sizce nedir hayatın yankısı? Yaptığınız bir iyiliğin karşılığını almak mı? Dinlediğiniz güzel bir şarkının dilinize dolanması mı?

Gittiğiniz herhangi bir seyahatin teninizde bıraktığı hafiflik hissi mi? Yoksa söylediğiniz olumlu veya olumsuz bir cümlenin size rücu etmesi mi? Hepsi ama hepsi bence. Dengedir hayat. İyisiyle-kötüsüyle, zoruyla-kolayıyla, siyahı-beyazıyla…

Herhangi bir davete icabet de yankıdır mesela. İcabet etmeye önem vermek gerek. Davet ne olursa olsun ifa ederken kendi adıma mutlu olanlardanım. Davetime icabet etmeyenlerle de zaman kaybetmem. Telafisi olmayan bir kıymettir zaman.

İnsanoğlu bu konuda birbirine hata yapa yapa yalnız kalmaya doğru ilerliyor ne yazık ki! Peki herhangi bir ağacın gölgesinde uyuduğunuz oldu mu hiç?

Çokça uyuyan şanslılardanım. Bazen bir defne ağacının gölgesinde, bazen bir zeytin ağacı, bir erik ağacı veya Asi Nehri’nin yamacındaki herhangi bir zakkum ağacının koyu pembeye çalan çiçeklerinin gölgesinde. Uyku sebebimse köy yerinde çokça oyun oynayıp sıcağın etkisiyle de bitap düşmek.

Arada ailemle defne, zeytin veya erik taneleri topladığım da olmuştur. Sadece keyiften. Zakkumun şimşir gibi sağlam herhangi bir dalının kabuğunu soyduktan sonra, dayımın nehirden yakaladığı balıkları zokaya geçirir gibi dizmişliğim de olmuştur.

Yine keyiften. Bunları niye anlatıyorum diye sorarsanız, hayal dünyamızın bile yok edildiği bu zamanda eski heyecanlarımızı azıcık ta olsa depreştirebilmek. Geçmiş güzel günlerin yankısını şimdiki zamana aksettirebilmek.

Halen Keloğlan’ın bir sopanın ucuna bağladığı heybesinin içindeki zenginliğe inanmak istiyorum. Ya da Pamuk Prenses’in bir öpücükle uyandırılabileceğine. Hepimiz biliyoruz bunların nafile olduğunu ve çok sert dişlilerin çarkında bulunduğumuzu.

Şair, “Eylüldü” isimli şiirinde dili geçmiş zaman edasıyla ne demişti yaşananların ardından? “Sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman.
En çok sesini aradım.
Gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hâlâ.
Gözlerini sildi zaman..

Dedim ya… Eylül’dü.
Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin!”

Biten ve artık telafisi olmayan yaşanmışlıklara takılmadan birbirimizin şefkatine inanmalı ve güvenmeliyiz. Şu dünyada yaşadığımıza dair aklım ermeğe başladığından beri, yaz mevsiminin o kendine özgü hareketli, telaşlı ve şımarık halini sevmişimdir.

Mevsim olarak hep tercihim olmuştur. Günlerin uzun olması Akdeniz insanı olarak güneşin tenimizde yarattığı okşayıcı his, doğanın tüm canlılarının hareketliliği ve tuzlu suyun iyileştirici mucizesini bir arada tutan mevsim.

Orta yaşları adımlamaya başladıktan sonra tercihim kış mevsimine kaydı. Daha yavaş, daha çok kendiyle ve telaşsız. Bir de yeni yaşıma girmişken, şahit olduğum olayların yankısı daha öğretici olmaya başladı.

Bahaneler üreterek yapılan yaklaşımları hiç duymuyorum. Affetmeninse kesinlikle ve kesinlikle affedilenden çok affedenin yüreğini rahatlattığının gücüne inandım.

Ama yine de ne mutlu affedebilene! Şu hayatta formülü şaşmayan tek ölçü biriminin vicdan olduğuna kesin karar verdim. Vicdanlı kaldıkça hayatın tüm güzellikleri zaten size yankılanıyor. İnanın. Güvenin. Birbirinizi sevin!

Devamını Oku

Letafet

Letafet
0

BEĞENDİM

ABONE OL

-ZÜHRE AZAZİ KAR YAZDI-

Birkaç gündür, Hasan Hüseyin Korkmazgil’in, Pir Sultan Abdal anısına yazdığı dizeler, herhangi bir surenin ayetleri gibi zihnimin içinde dolanıp duruyor.

“Bak şu bebelerin güzelliğine 
Kaşı destan 
Gözü destan 
Elleri kan içinde

Kör olasın demiyorum

Kör olma da gör beni
Hor baktık mı karıncaya 
Kırdık mı kanadını serçenin 
Vurduk mu karacanın yavrulusunu 
 ya nasıl kıyarız insana?”

Acıyı Bal Eyledik isimli şiire ait olan bu dizeler, yaşanan kötü olaylar karşısında metanet ve hoşgörüyü addetse de, toplum olarak acıyı bal eyleyecek halimiz kalmadı!

Kendini dahi sanan delilerin yönettiği bu dünyanın bazı iş bilmez yöneticileri bize de nasip oldu.

Anlamaya çalışıyorum.

Anlayamıyorum!

Bu kadar aç gözlülük, bu kadar riyakarlık niye?

Çocukken birbiriyle oynayanlar, büyüyünce neden birbirine bu kadar oynar oldu?

Yazık ki büyüklerin yanlışlarıyla çocuk yaşta da oyunlar başladı.

Kibar, ince, hoş davranış dediğimiz letafet yok oldu.

Bu durumda ne kadar latif kalabiliriz?

Birbirimize ne kadar latife

yapabiliriz?

Oysa ki halk olarak, birbirimize ihtiyacımız var. Ve bu ihtiyaç, birbirimizi sevmekten çok daha önemli hale geldi.

Eskiden, kağıda basılmış gerçek haber kaynağı olan gazetelerde oldukça basit görgü kurallarının yazıldığı köşeler olurdu. Sofra kurma adabı, yemek yeme adabı, yolda yürüme adabının yazıldığı.

Sofrada tabağın sağına kaşığı, soluna çatalı koymak, ağzımızı şapırdatmadan yemek yemek, kaldırımda yürürken yan yana en fazla iki kişi olmak gibi basit kurallar.

Zarafet adabı yazılırdı. Yüksek sesle konuşmamak, argo sözcük kullanmamak gibi.

Yazık ki trafik kurallarının çiğnenmesinin bile marifetmiş gibi anlatıldığı bir döneme geldik.

Herkes racon kesiyor.

Bilen-bilmeyen akıl veriyor.

Şaşkına döndük!

Düzeltmek adına bir şeyler yapmak da artık içimizden gelmiyor!

Ağzımız, yüreğimize kadar dolu ve ne söylesek yarım kalıyor!

Yaşanan zorlukları renkli ayrıntıların ardına saklama konusunda da bu kadar becerikli bir iktidar görmedim. Beceri demeyelim de, işgüzar!

Bizim neslin ortaokul yıllarında

Din Kültürü dersi seçmeliydi.

Faşist 12 Eylül askeri darbesiyle beraber zorunlu hale getirilmiş,

lise yıllarına geldiğimizde de

Ahlak Bilgisi dersiyle birleştirilmişti. Siması gözümün önünden hiç gitmeyen ve gerçek anlamda din eğitimi almış bir öğretmenimiz vardı. Din Kültürü Ve Ahlak Bilgisi olarak tanımlanmaya başlayan dersi, bir hafta Din Kültürü, bir hafta Ahlak Bilgisi olarak işlemeye başladı.

Birkaç kere Hocam, geçen hafta Ahlak Bilgisi dersi yaptık. Bu hafta Din Kültürü dersi yapacaktık desek de; “Olsun çocuklar, Ahlak Bilgisi dersi daha önemli” derdi. Şu dönemde öğretmenimizi daha bir saygı ve rahmetle anıyorum.

Şükranlarımla!

Geçen gün annem, o güzelim Arapça diliyle kısadan hisse bir anektod anlattı.

Dolma kalem bir gün yazı yazılan bembeyaz bir kağıda;

“Senin üzerinde dolanırken seni çiziyor ve canını yakıyorum. Üstüne üstlük mürekkebim akıp, seni kirletiyor. Ve senin hiç itirazın olmuyor. Aksine bu durumdan çok memnun görünüyorsun” demiş.

Kağıt da cevap veriyor;

“Çok yanılıyorsun. İçimden geçipte söyleyemediklerimi nakşediyorsun. Sakın mürekkebin, hokkanın içinde kurumasını bekleme. Çiz çizebildiğin kadar” diyor.

Yazık ki letafetlerini bozmadan, gerçekleri yazan, çizen kim varsa kalemini kırıyorlar.

Yerel yönetimdekilerin arayıpta bulmaya çalıştıkları hatalarınaysa özel hayattan bodoslama dalıyorlar.

Size ne!

Adı üstünde “özel, hayat” kime ne!

Bir başka kıssadan hisse de; kalp, bir gün göz ile sohbet ederken “Neden hep yaşlısın” demiş.

Göz, “Sevgili Kalp, gördüklerim sana gelene kadar neler hissediyorum biliyor musun? Keşke, gördüklerimi sana gelmeden akıttığım o yaşlarla temizleyebilsem” demiş.

Evet, masallar uyuyunca bitermiş.

Büyüyünce anlıyor insan yarım kalan masalın hep mutlu sonla bitmeyeceğini, geçmişle geleceği bir arada hapsetmemesi gerektiğini,

güzel bir yürek yerine dış görüntüye önem vermemesi gerektiğini.

Birbirimize latif olalım. 

Gerçek latifeler yapalım ki artık insanlık kaybetmesin!

Devamını Oku

Maruf

Maruf
0

BEĞENDİM

ABONE OL

-ZÜHRE AZAZİ KAR YAZIYOR-

Derler ki, “Arife, tarif gerekmez.”

Şu aralar herkes tarif yapıyor da gerçek arif yok.

Tevazuysa çoktan kayboldu!

Oysa ki Hz. Ali; “Bana bir harf öğretenin, kırk yıl kölesi olurum” dememiş miydi?

Kulaktan dolma bilgilerin, hurafelerin kol gezdiyi bu dönemde, gerçek bilgiyle yoğrulabilene

Ne mutlu!

Ayrıca hayat, çok güzel oynanması gereken ciddi bir oyun.

Şakaya gelmez. Cepteki hazır bilgileri yemeden,

Her gün yeni bir bilgi ısmarlamalı insan kendine. Yeni demlenmiş çay gibi, yada sade bir kahve gibi…

Bugünlük çaylar benden olsun diyerek, Pir Sultan Abdal‘ın dediği gibi, yola çıkarken yürek heybemizi omzumuza alıp, bir gözüne asalet, bir gözüne de ikrar koyalım.

Müdanasızca!

Doğada cansız gibi görünen, dağ olur, deniz olur, akarsu olur, göl olur, hiç farketmez, her nesnenin bir ruhu olduğuna inananlardanım.

Ağaçları ve çiçekleri, pas geçiyorum. Onların zaten bir ruhu var. Hayvanlar mı?

Onların ruhu en temiz olanı!

İnsanoğlu da ruhunu temizledikçe, hayat daha kolay ve anlaşılır bir hale gelecek.

Ama öncelikle, önceden ne olacağı belli olan yani bilinen ve maruf olarak tanımlanan vakaların tedbirini alması gerek.

Mesela, depreme dayanıklı binalar yapmak.

Kolay ulaşılabilecek yangın merdivenleri, trafik işaretleri ve ilaçsız gıda üretimi gibi saymakla bitmeyecek tedbirler.

Menfaat için değil, merhamet için alınacak tedbirler.

İş bilmezlikleri yüzünden ömrümüzü alıp giden siyasiler, bedenimizle beraber, ruhumuzu da yavaş yavaş öldürür oldular.

Picasso, “Sanat, ruhlarımızdan günlük hayatın tozunu süpürür” diyorsa da, mevcut yönetenlerle kalıcı olmuyor bu süpürme.

Çünkü, her sabah, ruhumuzun durmadan tozlanmasına sebep olan vukuatlarla uyandırır oldular. U.

Fütursuzca!

Bir şeyleri öğrenmek adına, çocukluktan başlayarak,

Ne çok şey gözlemlediğini, yaş aldıkça daha iyi anlıyor insanoğlu.

Amik Gölü’nün kurutularak, tarım arazisi kazanmak adına

Amik Ovası’na dönüştürülmesinin son dönemi, benim çocukluk günlerime denk geliyor.

Bu sayede bolca pamuk bitkisi ekilir olmuştu bizim oralarda. Tarih boyunca ekildiği bilinen pamuk, tekstil için çok değerlidir.

Büyüdükçe en çok tanımlamalarda sever oldum pamuğu. Mesela, artık kalmayan, pamuk kalpli insanlar.

Mesela, şimdilerde günlük, sıradan hayatın bile pamuk ipliğine bağlı olması.

Lafı yine siyasilere getirip

Cehalet ve beceriksizliklerine dem vuracağım. Çünkü sayelerinde acemi berbere teslim edilmiş gibiyiz.

Ve cebimizden pamuğu eksik etmiyoruz!

Haa bir de halk arasında çok bilinen bir atasözü var. Şimdilerde destansı saydığım: “Ak itin -köpeğin- pamuk pazarına zararı vardır” diyen var ya..

İşte o!

Siz siz olun, maruf insanları harcama lüksümüzün olmadığı bir dönemde olduğumuzu unutmayın. Kalpsizleşen dünyaya inat, çiçek gibi kalalım emi?

Nasıl desem hani aşk var ya?

O da yüreğinize düşsün emi?

Yeşil ve tatlı bir baharın göz kırpmaya başlayacağı yeni yıl ufukta görünmüşken, her daim ruhunuzu saracak bir nağmeniz ve de uzaklardan gelen bir nameniz olsun emi?

Muhabbetle!

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.