45,2229$% 0.07
52,8911€% 0.04
61,2240£% 0.01
6.599,83%0,45
10.751,00%0,47
42.852,00%0,55
02:00
21 Temmuz 2026 Salı
-VETERİNER HEKİM YAŞAR REZA RAHİMİ YAZDI-
Bir köpeğin mutlu olması ile tok olması çoğu zaman aynı şey sanılır. Pek çok köpek sahibi, her istediğinde mama vermeyi ya da sofradan lokmalar paylaşmayı sevginin bir göstergesi olarak görür. Oysa veteriner hekimlik açısından bakıldığında, kontrolsüz besleme sevginin değil, zamanla ciddi sağlık sorunlarının başlangıcı olabilir. Günümüzde köpeklerde en sık karşılaşılan beslenme bozukluklarından biri obezitedir ve ne yazık ki çoğu zaman fark edilmeden ilerler.
Obezite, vücutta aşırı miktarda yağ dokusunun birikmesiyle karakterize kronik bir hastalıktır. Basit bir ifadeyle, köpek uzun süre harcadığından daha fazla enerji aldığında fazla enerji yağ olarak depolanır. Bu süreç haftalar veya aylar içinde gelişir ve çoğu sahip kilo artışını yavaş ilerlediği için normal kabul eder. Ancak birkaç kilogramlık fazlalık bile özellikle küçük ırk köpeklerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.
Obezitenin en önemli nedenlerinden biri yanlış beslenme alışkanlıklarıdır. Gün içinde sık sık ödül maması verilmesi, sofradan yiyecek paylaşılması, mama miktarının göz kararı ayarlanması ve yeterli egzersiz yapılmaması bu sorunun temelini oluşturur. Bunun yanında yaşın ilerlemesi, kısırlaştırma sonrasında enerji ihtiyacının azalması ve bazı hormonal hastalıklar da kilo artışını kolaylaştırabilir. Ancak bu durumların hiçbiri tek başına obezitenin kaçınılmaz olduğu anlamına gelmez. Doğru beslenme programı ve düzenli hareket ile sağlıklı vücut ağırlığı korunabilir.
Köpeklerde obezite yalnızca görünüşü değiştirmez. Fazla kilo, eklemler üzerinde sürekli ek yük oluşturur ve özellikle kalça ile diz eklemlerinde dejeneratif hastalıkların ilerlemesini hızlandırabilir. Bunun yanı sıra egzersiz toleransı azalır, solunum güçleşebilir ve sıcak havalarda ısı stresine karşı duyarlılık artabilir. Diyabet mellitus gelişme riski yükselirken, cerrahi operasyonlar ve anestezi uygulamaları da normal kilodaki köpeklere göre daha dikkatli planlanmalıdır.
Peki köpeğinizin ideal kilosunda olup olmadığını nasıl anlayabilirsiniz? Kaburgalar hafif bir dokunuşla hissedilebilmeli, ancak dışarıdan belirgin şekilde görünmemelidir. Yukarıdan bakıldığında bel hattı seçilebilmeli, yandan bakıldığında ise karın hafifçe yukarı doğru çekilmiş görünmelidir. Eğer bu anatomik hatlar kaybolmuşsa, veteriner hekime danışmanın zamanı gelmiş olabilir.
Obezite tedavisinde en büyük hata, köpeği aniden aç bırakmaktır. Sağlıklı kilo kaybı, kontrollü ve planlı olmalıdır. Mama miktarı veteriner hekimin önerisine göre düzenlenmeli, gerekiyorsa düşük kalorili diyet mamalar tercih edilmelidir. Bunun yanında günlük yürüyüş süresi ve fiziksel aktivite köpeğin yaşına, ırkına ve genel sağlık durumuna uygun şekilde artırılmalıdır. Hedef hızlı kilo vermek değil, sağlıklı ve kalıcı bir vücut kondisyonu oluşturmaktır.
Unutulmamalıdır ki köpekler bizim verdiğimiz mamayı yer; ne zaman besleneceklerine ve ne kadar tüketeceklerine kendileri karar vermezler. Bu nedenle onların sağlığı büyük ölçüde bizim seçimlerimize bağlıdır. Sevgi, mama kabını sürekli doldurmak değil; dostumuzun uzun yıllar sağlıklı, hareketli ve ağrısız bir yaşam sürmesini sağlamaktır. Bazen verilen en büyük ödül, fazladan bir bisküvi değil, birlikte çıkılan uzun bir yürüyüştür.
-VETERİNER HEKİM YAŞAR REZA RAHİMİ YAZDI-
Kediler, ağrı ve rahatsızlıklarını uzun süre gizleyebilen hayvanlardır. Bu nedenle birçok hastalık, sahipleri tarafından ancak belirtiler belirgin hâle geldiğinde fark edilir. Özellikle alt idrar yolu hastalıkları (Feline Lower Urinary Tract Disease – FLUTD), ev kedilerinde en sık karşılaşılan sağlık problemlerinden biridir ve zamanında müdahale edilmediğinde ciddi sonuçlara yol açabilir.
FLUTD tek bir hastalık değil, mesane ve üretranın etkilenmesiyle ortaya çıkan farklı hastalıkların ortak adıdır. İdrar kesesi iltihabı (sistit), idrar kristalleri, mesane taşları ve üretral tıkanıklık bu grubun en önemli nedenleri arasında yer alır. Özellikle erkek kedilerde üretranın daha dar olması nedeniyle tam tıkanıklık gelişme riski daha yüksektir. Bu durum kısa sürede acil müdahale gerektiren, hatta tedavi edilmezse yaşamı tehdit edebilen bir tablo oluşturabilir.
Hastalığın en sık görülen belirtileri; sık sık kum kabına gitme, az miktarda idrar yapma, idrar yaparken zorlanma veya ağrı belirtisi gösterme, idrarda kan görülmesi, genital bölgeyi normalden fazla yalama ve alışılmışın dışında farklı yerlere idrar yapmadır. Tam tıkanıklık gelişen olgularda ise kedi hiç idrar yapamayabilir, iştahsızlık, kusma, halsizlik ve genel durum bozukluğu görülebilir. Bu belirtiler acil veteriner hekim muayenesini gerektirir.
Tanıda ayrıntılı klinik muayene ile birlikte idrar analizi, görüntüleme yöntemleri ve gerekli görülen diğer laboratuvar testlerinden yararlanılır. Tedavi ise altta yatan nedene göre planlanır. Enfeksiyon, kristal oluşumu veya taş varlığı gibi nedenlerin doğru şekilde belirlenmesi, uygun tedavinin başarısını doğrudan etkiler.
FLUTD’nin önlenmesinde yeterli su tüketiminin sağlanması, dengeli beslenme, ideal vücut ağırlığının korunması, stresin azaltılması ve kum kabının temiz tutulması önemli rol oynar. Özellikle su tüketimi az olan kedilerde yaş mama kullanımının artırılması ve birden fazla temiz su kaynağı bulundurulması koruyucu uygulamalar arasında sayılabilir.
Unutulmamalıdır ki kedilerde idrar yapamama durumu beklenebilecek bir sorun değildir. Erken teşhis ve zamanında veteriner hekim müdahalesi, hem tedavi başarısını artırır hem de olası hayati komplikasyonların önüne geçer.
-VETERİNER HEKİM YAŞAR REZA RAHİMİ YAZDI-
Sultan papağanlarında görülen en önemli viral hastalıklardan biri Psittacine Beak and Feather Disease (PBFD)’dir. Hastalığın etkeni, Circoviridae ailesinde yer alan Beak and Feather Disease Virus (BFDV) adlı DNA virüsüdür. Hastalık, en sık genç kuşlarda klinik belirti verse de her yaş grubundaki papağanlarda görülebilir. Virüs, bağışıklık sistemini baskılayarak sekonder bakteriyel, fungal ve bazı viral enfeksiyonlara yatkınlığı artırabilir.
PBFD’nin en karakteristik bulguları tüylerde meydana gelen değişikliklerdir. Yeni çıkan tüylerde distrofik gelişim, kırılma, şekil bozukluğu, kıvrılma ve renk değişiklikleri görülebilir. Hastalık ilerledikçe simetrik tüy kaybı gelişebilir. Bazı olgularda gaga dokusunda uzama, çatlaklar, deformasyon ve kırılmalar ortaya çıkarken, her hastada gaga lezyonu bulunmayabileceği unutulmamalıdır.
Virüs; tüy tozu, tüy artıkları, dışkı, kursak salgıları ve kontamine kafes ekipmanları aracılığıyla bulaşabilir. Çevre koşullarına dayanıklı olması nedeniyle enfeksiyonun kontrolünde hijyen kurallarına uyulması ve biyogüvenlik önlemlerinin eksiksiz uygulanması büyük önem taşır.
Kesin tanı yalnızca klinik belirtilere dayanılarak konulmamalıdır. Tanıda, tüy veya EDTA’lı tam kan örneklerinden gerçekleştirilen PCR testi en yaygın kullanılan doğrulayıcı yöntemlerden biridir. Ancak test sonuçları, hastanın klinik bulguları ve anamnezi ile birlikte değerlendirilmelidir. Gerektiğinde hematolojik incelemeler ve sekonder enfeksiyonların araştırılması da tanıya katkı sağlayabilir.
Günümüzde PBFD’yi tamamen ortadan kaldıran spesifik bir antiviral tedavi bulunmamaktadır. Tedavi yaklaşımı destekleyici bakım esasına dayanır. Dengeli beslenme, uygun barınma koşullarının sağlanması, stres faktörlerinin azaltılması ve gelişebilecek sekonder enfeksiyonların uygun şekilde tedavi edilmesi, hastanın yaşam kalitesinin korunmasında önemli rol oynar.
Korunmada en etkili yaklaşım; yeni alınan kuşların karantinaya alınması, risk durumuna göre PCR ile değerlendirilmesi, kafes ve ekipmanların düzenli dezenfekte edilmesi ve sürüye yeni birey katılırken biyogüvenlik kurallarına titizlikle uyulmasıdır. Erken tanı, enfekte kuşun uygun şekilde yönetilmesini sağlarken, enfeksiyonun diğer kuşlara yayılmasının önlenmesinde de kritik öneme sahiptir.
-VETERİNER HEKİM YAŞAR REZA RAHİMİ YAZDI-
Sığırlarda bulaşıcı hastalıkların tanı ve tedavisi, sürü sağlığının korunmasında yetiştiricilerin önem vermesi gereken en temel uygulamalardan biridir. Bulaşıcı hastalıklar kısa sürede tüm sürüye yayılabilir ve beklenmedik ekonomik kayıplara yol açabilir. Bu nedenle hastalıkların tanınması, tedavisi ve korunma yöntemleri hakkında yeterli bilgi sahibi olmak büyük önem taşımaktadır.
Yapılan çalışmalar, sığırlarda görülen bulaşıcı hastalıkların farklı bulaşma yollarıyla hayvanlara geçtiğini ve enfekte hayvanlardan diğer duyarlı hayvanlara kolaylıkla yayılabildiğini göstermektedir. Tanı süreci; klinik muayene, laboratuvar incelemeleri ve sürü sağlığının değerlendirilmesini kapsarken, koruyucu hekimlik uygulamaları da hastalıkların kontrolünde önemli rol oynar.
Bu nedenle yetiştiricilerin düzenli olarak veteriner hekim ile iletişim hâlinde olması, erken tanı ve etkili tedavi açısından büyük önem taşımaktadır.
Sığırlarda Bulaşıcı Hastalıklara Karşı Bir Kalkan
Sığır yetiştiricisi ya da sığır sağlığı konusunda bilgi edinmek isteyen biri olarak, bulaşıcı hastalıkların tanınmasındaki ilk adım hastalıkların türlerini, bulaşma yollarını ve klinik belirtilerini bilmektir.
Erken belirtilerin fark edilmesi, veteriner hekime zamanında başvurulmasını sağlar ve uygun tedavi ile koruyucu önlemlerin gecikmeden uygulanmasına yardımcı olur. Yeterli bilgi, yalnızca hasta hayvanın yaşamını kurtarmakla kalmaz, aynı zamanda hastalığın sürü içinde yayılmasını da önleyebilir.
Buzağı İshali (Scours )
Buzağı ishali, özellikle süt sığırı işletmelerinde yeni doğan buzağılarda görülen enfeksiyöz bir gastrointestinal hastalıktır. En belirgin klinik bulgusu şiddetli ishaldir ve tedavi edilmediğinde yaşamı tehdit edebilir.
Hastalığın başlıca etkenleri Rotavirus, Coronavirus, Escherichia coli (E. coli K99/F5) ve Cryptosporidium spp.’dir.
Klinik Bulgular
Dehidrasyon, buzağı ishallerinde ölümün en önemli nedenidir.
Salmonellozis (Salmonellosis)
Salmonellozis, Salmonella spp. tarafından oluşturulan önemli bir bakteriyel enfeksiyondur. Klinik belirtiler enfeksiyondan 12–72 saat sonra ortaya çıkabilir.
Klinik Bulgular
Şiddetli vakalarda enfeksiyon kan dolaşımına yayılarak yaşamı tehdit edebilir.
Sığırlarda Pnömoni (Bovine Pneumonia)
Sığır Solunum Yolu Hastalığı Kompleksi (BRD – Bovine Respiratory Disease) özellikle 5 haftalık ile 5 aylık buzağılarda görülen önemli bir solunum sistemi hastalığıdır. Akciğer dokusu ve hava yollarında inflamasyona neden olur ve ağır olgularda kalıcı akciğer hasarı gelişebilir.
Klinik Bulgular
Buzağı difterisi, ağız boşluğu, yutak ve gırtlağı etkileyen bakteriyel bir enfeksiyondur. Hastalığın en önemli etkeni Fusobacterium necrophorum olup, Corynebacterium diphtheriae değildir. Bu nedenle hastalık, insan difterisi ile karıştırılmamalıdır.
Enfekte buzağılar solunum güçlüğü, ağrılı yutkunma ve ağız içerisinde nekrotik lezyonlar gösterebilir. Hastalığın sürü içinde yayılmasını önlemek amacıyla enfekte hayvanların izole edilmesi ve uygun veteriner hekim kontrolünde tedavi edilmesi önerilir.
-VETERİNER HEKİM YAŞAR REZA RAHİMİ YAZDI-
Bir atı uzaktan izlemek bile çoğu zaman insanı etkiler. Gücüyle dikkat çeker, zarafetiyle hayran bırakır. Belki de bu yüzden atlar, insanlık tarihinde yalnızca bir ulaşım aracı ya da iş gücü olarak görülmemiş; birçok kültürde saygı duyulan canlılar arasında yer almıştır.
Atların bugün de insanlarda uyandırdığı etki değişmiş değildir. Yarış pistlerinde, spor sahalarında, çiftliklerde ya da doğa yürüyüşlerinde aynı asil duruşu görmek mümkündür. Ancak çoğu zaman onların görünüşüne hayran olurken ne kadar hassas canlılar olduklarını gözden kaçırabiliyoruz.
Bir atın sağlıklı ve güçlü görünmesi yalnızca iyi genetik özelliklere bağlı değildir. Uygun beslenme, düzenli hareket, temiz bir yaşam ortamı ve doğru bakım bir bütünün parçalarıdır. Özellikle uzun yıllar insanlarla birlikte yaşayan atlar, yaşam kalitelerini doğrudan etkileyen bu koşullara bağımlıdır.
Dikkat çekici olan noktalardan biri de atların davranışlarıdır. Çevrelerinde meydana gelen değişiklikleri fark edebilir, alışkanlıklarının bozulmasına tepki gösterebilir ve bulundukları ortamdan etkilenebilirler. Bu özellikleri, onların yalnızca fiziksel ihtiyaçlarının değil, refahlarının da önemsenmesi gerektiğini göstermektedir.
Günümüzde teknoloji pek çok alanda insan gücünün yerini almış olsa da atların değeri yalnızca yaptıkları işle ölçülemez. Onlar, insan ile hayvan arasındaki ilişkinin tarih boyunca en güçlü örneklerinden biri olmayı sürdürmektedir. Belki de atları özel kılan şey tam olarak budur: Güçlü olmalarına rağmen insanla kurdukları sessiz ve güvene dayalı bağ.
Atlara baktığımızda yalnızca bir hayvanı değil, insanlık tarihinin en eski yol arkadaşlarından birini görürüz.