DOLAR

33,1952$% -0.11

EURO

36,0226% -0.6

STERLİN

42,8115£% -0.31

GRAM ALTIN

2.548,96%-1,98

ÇEYREK ALTIN

4.184,00%-1,32

TAM ALTIN

16.760,00%-1,32

İmsak Vakti a 02:00
Hatay AÇIK 24°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Reyhan Ahmadi

Reyhan Ahmadi

18 Temmuz 2024 Perşembe

SOKAK HAYVANLARI VE YENİ YASA TEKLİFİ: ETİK BİR YÜZLEŞME

SOKAK HAYVANLARI VE YENİ YASA TEKLİFİ: ETİK BİR YÜZLEŞME
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Son günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan “Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” ile sokak hayvanları konusunda önemli bir tartışma gündeme geldi. Bu teklif, hayvan hakları savunucuları, belediyeler ve genel kamuoyu arasında geniş bir etki yaratacak gibi görünüyor. Teklifin özünde, sahipsiz hayvanlar arasında bazı grupların belirli kriterlere göre “ötanazi” ile hayatlarına son verilmesi öngörülüyor. Bu öneri, hem hukuki hem de etik açıdan derin bir sorgulamayı gerektiriyor.
Ötanazi: Çözüm mü, Sorun mu?
Teklifin getirdiği en dikkat çekici düzenleme, saldırgan davranış sergileyen, bulaşıcı veya tedavi edilemeyen hastalığı bulunan ya da sahiplenilmesi yasak olan hayvanlar için yerel yönetimlerce “ötanazi” uygulanması. Bu durum, ilk bakışta hayvan sağlığını koruma ve insan güvenliğini sağlama amacı güdüyormuş gibi görünebilir. Ancak, bu önerinin arkasında yatan daha karmaşık dinamikleri ele almak şart.
Hayvanları koruma yasalarının amacı, hayvanların yaşam hakkını güvence altına almak ve onlara insanca bir yaşam sunmaktır. Ancak, ötanazi gibi radikal bir önlemin alınması, bu temel amacı ne derece gerçekleştirebileceğimiz konusunda ciddi soru işaretleri doğuruyor. Ayrıca, “ötanazi” uygulamasının nasıl denetleneceği, hangi kriterlere göre yapılacağı ve bu süreçte karşılaşılacak etik sorunlar, konunun yalnızca yüzeyini oluşturuyor.
Etik ve Pratik Sorunlar
Ötanazi uygulamasının getirilmesi, hayvan hakları savunucuları tarafından etik bir ihlal olarak görülüyor. Hayvanların yaşam hakkı savunuculuğu yapanlar, bu hakkın korunması gerektiğini savunuyor. Saldırganlık gibi davranışların çoğu zaman kötü muamele, açlık veya korku gibi sebeplerle tetiklendiğini, dolayısıyla sorunun çözümünün öldürmek değil, bu davranışların nedenlerini ortadan kaldırmak olduğunu ifade ediyorlar.
Ayrıca, pratikte ötanazinin nasıl uygulanacağı ve kimin karar vereceği gibi konular, ciddi sorunlar doğurabilir. Hayvanların sağlık durumu, davranışları veya sahiplenilme durumu gibi kararların objektif ve adil bir şekilde verilmesi gerekirken, bu süreçler yerel yönetimlerin karar mekanizmalarına bağlı kalabilir. Bu da, uygulamada keyfi kararların alınmasına ve dolayısıyla haksız yere hayatına son verilen hayvanların sayısının artmasına neden olabilir.
Alternatif Çözümler
Bu bağlamda, ötanazi gibi köktenci bir yaklaşım yerine, daha insancıl ve sürdürülebilir çözümler üzerinde durulmalıdır. Örneğin:
Kısırlaştırma Programları: Sokağa bırakılan hayvanların kontrolsüz üremesini engellemek ve popülasyonları yönetmek için kısırlaştırma programları uygulanabilir.
Barınma ve Tedavi: Hastalık taşıyan ya da tedaviye ihtiyacı olan hayvanlar için kapsamlı bir sağlık hizmeti ve rehabilitasyon süreçleri geliştirilmelidir.
Eğitim ve Bilinçlendirme: Toplumda hayvan hakları konusunda bilinç artırılmalı, sorumlu sahiplenme ve bakım konularında eğitimler verilmelidir.
Gönüllü Destekler: Hayvan barınaklarına gönüllü destekler sağlanarak, sahipsiz hayvanların daha iyi koşullarda yaşaması teşvik edilmelidir.
Hayvanların yaşam haklarını koruma adına atılan adımlar her zaman tartışmalıdır ve bu tartışmaların sağlıklı bir şekilde yürütülmesi gerekir. “Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” ile öne çıkan ötanazi önerisi, bu bağlamda önemli bir dönemeç olabilir. Hem etik hem de pratik açıdan derinlemesine değerlendirilmesi gereken bu yasa teklifi, belki de hayvan hakları savunuculuğunun daha insani ve etkili yollarını araması için bir fırsat yaratmaktadır.
Bu tür düzenlemelerin uzun vadeli etkilerini değerlendirirken, sadece mevcut durumları değil, gelecekteki olası senaryoları da göz önünde bulundurmak önemlidir. Hayvanların yaşam haklarını savunmak, yalnızca yasal düzenlemeler değil, toplumsal bir bilinç ve empati geliştirme sürecini de gerektirir. Umarım bu yasa teklifi, bu konudaki geniş çaplı bir diyalogun kapılarını aralar ve daha adil, daha insani çözümler için bir başlangıç olabilir.

Devamını Oku

BORDERLİNE ANNE VE AİLESİ: İLETİŞİM KÖPRÜSÜNÜ KURMAK

BORDERLİNE ANNE VE AİLESİ: İLETİŞİM KÖPRÜSÜNÜ KURMAK
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Borderline Kişilik Bozukluğu (BKB) olan annelerin aileleriyle olan iletişimi, hem anne hem de aile üyeleri için karmaşık ve zorlu olabilir. BKB, duygusal dalgalanmalar, ilişki sorunları ve yoğun terk edilme korkuları ile karakterizedir. Bu durum, aile içi dinamikleri derinden etkileyebilir. İşte bu süreçte aile içi iletişimi iyileştirmek ve sağlıklı bir denge kurmak için bazı öneriler ve stratejiler hakkında bilgi vermek istiyorum ve sanırım bazı annelerin buna ihtiyacı var.

Peki nasıldır BKB’li Anneler?

BKB’li anneler, aniden öfkelenme, aşırı sevinç ve derin üzüntü gibi yoğun duygusal dalgalanmalar yaşayabilir. Bu, aile üyeleri için kafa karıştırıcı ve yorucu olabilir. Aile üyeleri, annenin ani ruh hali değişimlerine nasıl tepki vereceklerini bilemeyebilirler.

BKB, aşırı idealizasyon ve değersizleştirme gibi ilişki sorunlarına yol açabilir. Anne, bir an eşini veya çocuklarını mükemmel görürken, kısa bir süre sonra onları eleştirebilir veya uzaklaştırabilir. Bu dengesizlik, aile üyelerinde güvensizlik ve stres yaratabilir.

BKB’li anneler, sürekli olarak terk edilme korkusu yaşarlar. Bu, aşırı kontrolcü veya bağımlı davranışlara yol açabilir. Aile üyeleri, annenin bu korkularına nasıl cevap vereceklerini bilmeyebilirler ve bazen aşırı baskı altında hissedebilirler. Peki bununla nasıl başa çıkabiliriz? Tabii ki iletişim stratejileri uygulayarak, bu stratejilerden bazılarını sizin için sıraladım.

1. **Açık ve Dürüst İletişim**: Aile üyeleri, açık ve dürüst bir iletişim kurarak annenin duygusal ihtiyaçlarını daha iyi anlayabilirler. Annenin hislerini ve düşüncelerini ifade etmesi için güvenli bir ortam yaratmak önemlidir. Aynı şekilde, aile üyeleri de kendi duygularını ve sınırlarını ifade edebilmelidir.

2. **Sınır Koyma ve Saygı**: Aile üyeleri, kendi sınırlarını belirleyerek ve bu sınırları koruyarak sağlıklı bir denge kurabilirler. Annenin de bu sınırları anlaması ve saygı göstermesi önemlidir. Bu, hem annenin hem de diğer aile üyelerinin duygusal sağlığı için kritik bir adımdır.

3. **Destek Arayışı**: Profesyonel destek almak, aile içi iletişimi güçlendirebilir. Aile terapisi, herkesin birbirini daha iyi anlamasına yardımcı olabilir. Ayrıca, BKB hakkında bilgi sahibi olmak, aile üyelerinin annenin davranışlarını ve duygusal tepkilerini daha iyi anlamalarını sağlayabilir.

4. **Empati ve Sabır**: Empati, annenin duygusal deneyimlerine karşı anlayış geliştirmede kritik bir rol oynar. Aile üyeleri, annenin zorluklarını anlamaya çalışarak daha destekleyici bir yaklaşım sergileyebilirler. Sabırlı olmak, ani duygusal tepkilere daha sakin ve yapıcı bir şekilde karşılık vermeyi kolaylaştırır.

Borderline Kişilik Bozukluğu olan bir annenin ailesiyle olan iletişimi, bazı zorluklarla dolu olabilir. Ancak, açık ve dürüst iletişim, sınır koyma, profesyonel destek arayışı ve empati, bu süreci daha yönetilebilir kılabilir. Aile üyeleri, annenin duygusal deneyimlerini anlamaya çalışarak ve kendi sınırlarını koruyarak, daha sağlıklı ve dengeli bir aile dinamiği oluşturabilirler. Unutulmamalıdır ki, her aile benzersizdir ve bu yolculukta birlikte büyümek ve öğrenmek mümkündür.

Devamını Oku

TÜRKİYE’DE OTİZMLİ ÇOCUKLARDA GELİŞEN TEDAVİ YÖNTEMLERİ

TÜRKİYE’DE OTİZMLİ ÇOCUKLARDA GELİŞEN TEDAVİ YÖNTEMLERİ
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), sosyal etkileşim, iletişim ve davranışlarda zorluklara yol açan nörogelişimsel bir bozukluktur. Son yıllarda Türkiye’de otizm farkındalığı arttıkça, tedavi ve destek yöntemlerinde de önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Bu yazıda, Türkiye’de otizmli çocuklar için geliştirilen tedavi yöntemlerini ve bu alandaki yenilikleri gözden geçirelim istedim.

Otizmde erken tanı, tedavi sürecinin en kritik aşamalarından biridir. Erken tanı, çocuğun ihtiyaçlarına yönelik uygun müdahalelerin zamanında yapılmasını sağlar ve gelişimsel sonuçları olumlu yönde etkiler. Türkiye’de son yıllarda otizm tarama programları ve erken tanı çalışmaları yaygınlaştırılmıştır. Sağlık Bakanlığı ve çeşitli sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülen kampanyalar, ebeveynlerin otizm belirtilerini erken dönemde fark etmelerine yardımcı olmaktadır.

Uygulamalı Davranış Analizi (UDA), otizmli çocukların tedavisinde en yaygın kullanılan yöntemlerden biridir. UDA, çocuğun davranışlarını gözlemleyerek, istenmeyen davranışların azaltılması ve istenen davranışların artırılması amacıyla sistematik müdahalelerde bulunur. Türkiye’de UDA terapistleri ve merkezlerinin sayısı giderek artmaktadır. Bu yöntem, otizmli çocukların sosyal beceriler, iletişim ve günlük yaşam aktiviteleri gibi alanlarda gelişim göstermelerine önemli katkılar sağlamaktadır.

Ergoterapi ve duyu bütünleme terapisi, otizmli çocukların duyusal ve motor becerilerini geliştirmeyi hedefler. Duyu bütünleme terapisi, çocuğun çevresindeki duyusal uyaranlara daha iyi tepki verebilmesi için duyusal sistemini düzenlemeye yönelik müdahaleler içerir. Ergoterapi ise çocuğun günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığını artırmayı amaçlar. Türkiye’de bu terapilere yönelik bilinç artmış ve özel eğitim merkezlerinde bu hizmetlerin sunumu yaygınlaşmıştır.

Otizmli çocukların çoğu, iletişim ve dil becerilerinde zorluklar yaşar. Konuşma ve dil terapisi, çocukların iletişim becerilerini geliştirmeye yönelik önemli bir tedavi yöntemidir. Terapistler, çocukların konuşma, anlama, ifade etme ve sosyal iletişim becerilerini geliştirmelerine yardımcı olur. Türkiye’de konuşma ve dil terapistlerinin sayısı artmakta ve bu alanda özel eğitim merkezleri önemli hizmetler sunmaktadır.

Otizmli çocukların tedavisinde ailelerin rolü oldukça büyüktür. Aile eğitimi ve destek programları, ebeveynlerin çocuklarına nasıl yardımcı olabileceklerini öğrenmelerini sağlar. Türkiye’de, otizmli çocukların ailelerine yönelik eğitim ve destek programları düzenlenmektedir. Bu programlar, ailelerin çocuklarının ihtiyaçlarına daha iyi cevap verebilmeleri için gerekli bilgi ve becerileri kazanmalarına yardımcı olur.

Teknoloji, otizmli çocukların tedavisinde yenilikçi çözümler sunmaktadır. Özellikle tablet ve bilgisayar tabanlı eğitim programları, çocukların öğrenme sürecini daha eğlenceli ve etkili hale getirebilir. Türkiye’de çeşitli üniversiteler ve özel kuruluşlar, otizmli çocuklar için özel olarak tasarlanmış yazılım ve uygulamalar geliştirmektedir. Bu teknolojik araçlar, çocukların sosyal ve iletişim becerilerini geliştirmelerine yardımcı olur.

Sanat ve spor terapileri, otizmli çocukların duygusal ve fiziksel gelişimlerini desteklemektedir. Sanat terapisi, çocukların kendilerini ifade etmelerine ve duygusal zorluklarını aşmalarına yardımcı olurken, spor terapisi motor becerilerini geliştirmelerine katkı sağlar. Türkiye’de çeşitli sanat atölyeleri ve spor kulüpleri, otizmli çocuklara yönelik özel programlar sunmaktadır.

Türkiye’de otizmli çocuklar için geliştirilen tedavi yöntemleri, çeşitlenmekte ve yaygınlaşmaktadır. Erken tanı ve müdahale, UDA, ergoterapi, konuşma ve dil terapisi, aile eğitimi, teknoloji destekli müdahaleler, sanat ve spor terapileri gibi yöntemler, otizmli çocukların yaşam kalitesini artırmada önemli rol oynamaktadır. Türkiye’de otizm konusunda farkındalığın artması ve bu alanda yapılan çalışmaların desteklenmesi, otizmli çocukların ve ailelerinin geleceğe daha umutla bakmalarını sağlamaktadır. Bu süreçte, kamu ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliği ve desteği, otizmli bireylerin topluma daha iyi entegre olmalarına yardımcı olacaktır.

Devamını Oku

TIP ETİĞİ VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

TIP ETİĞİ VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu sabah BirGün gazetesinden Onur Durmuş’un haberini şaşırarak okudum, artık işlerin bu kadar da çığrından çıkacağı aklıma gelmezdi. Haber de şöyle diyor; “27 Haziran’da düzenlenen Ordu Üniversitesi Tıp Fakültesi mezuniyet töreninde, Hipokrat Yemini’ne sansür uygulandı..”

Ne garip değil mi, Hipokrat yeminindeki cinsel yönelim ifadesinin yeminden çıkarılması istenmiş ve mezuniyet töreninde Hipokrat Yemini’nden “cinsel yönelim” ifadesinin çıkarılması isteği, tıp öğrencilerinin bu sansürü tanımayarak yemini tam metniyle okumasıyla sonuçlandı. Bu direnişin ardından, Dekan Yardımcısı Tuba Gül’ün mezuniyet kokteylini iptal etmesi, olayın vahametini daha da arttırdı.

Hipokrat Yemini, tıp mesleğinin etik ilkelerini simgeler ve hekimlerin mesleki hayatları boyunca uymaları gereken kuralları belirler. Modern versiyonu, tıp etiğinde ayrımcılığa yer olmadığını ve her hastanın eşit muamele görmesi gerektiğini vurgular. Bu bağlamda, “cinsel yönelim” ifadesinin yeminden çıkarılması, evrensel tıp etiği ilkelerine açıkça aykırıdır ve ayrımcılığın meşru görülmesine yol açar.

Öğrencilerin, üniversite yönetiminin sansür girişimini tanımayarak yemini tam haliyle okuması, cesur ve etik bir duruşun göstergesidir. Bu tutum, tıp öğrencilerinin insan haklarına ve mesleki etik ilkelere olan bağlılıklarını ortaya koymaktadır. Aynı zamanda, bu eylem, geleceğin hekimlerinin toplumsal baskılara karşı durabileceklerini ve hastalarının haklarını savunabileceklerini göstermesi açısından önemlidir.

Dekan Yardımcısı Tuba Gül’ün, öğrencilerin bu etik duruşlarına karşılık mezuniyet kokteylini iptal etmesi, ciddi bir tartışmayı beraberinde getirdi. Bu karar, öğrencilerin haklı direnişine karşı bir misilleme olarak görülebilir ve akademik özgürlük ile ifade özgürlüğüne yönelik bir tehdit olarak değerlendirilebilir. Üniversiteler, düşünce ve ifade özgürlüğünün korunduğu, eleştirel düşüncenin teşvik edildiği yerler olmalıdır. Bu tür cezai uygulamalar, akademik ortamın güvenliğini ve özgürlüğünü zedeler.

Ordu Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yaşanan bu olay, tıp etiği ve insan hakları açısından endişe verici bir durumdur. Üniversite yönetimi, bu sansür girişiminden dolayı öğrencilerden özür dilemeli ve Hipokrat Yemini’ni evrensel ilkeler doğrultusunda tam metniyle kabul etmelidir. Ayrıca, öğrencilere yönelik misilleme niteliğindeki uygulamalardan vazgeçilmeli ve bu tür olayların tekrar yaşanmaması için gerekli önlemler alınmalıdır.

Tıp mesleği, evrensel değerler ve insan haklarına dayalıdır. Bu değerleri korumak ve savunmak, hekimlerin olduğu kadar tıp fakültelerinin de sorumluluğudur. Ordu Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yaşanan bu olay, sadece bir sansür girişimi olarak kalmamalı, aynı zamanda tıp eğitiminin etik değerlerinin yeniden gözden geçirilmesine vesile olmalıdır.

Bu olay, geleceğin hekimlerinin, mesleki etik ilkeleri ve insan haklarını savunma konusundaki kararlılıklarını göstermeleri açısından önemli bir örnektir. Tıp fakülteleri, öğrencilerini bu tür etik değerlerle donatarak topluma kazandırmalı ve her türlü ayrımcılığa karşı durabilecek bireyler yetiştirmelidir.

Devamını Oku

NEREYE DOĞRU..

NEREYE DOĞRU..
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye ekonomisi son yıllarda oldukça çalkantılı bir süreçten geçiyor. Bu süreçte, ekonominin gidişatını etkileyen birkaç ana faktöre dikkat çekmek önemlidir: enflasyon, kur dalgalanmaları, dış borç ve politika değişiklikleri.

Türkiye’de enflasyon, son yıllarda önemli bir sorun haline geldi. Yüksek enflasyon oranları, vatandaşların alım gücünü düşürüyor ve yaşam maliyetlerini artırıyor. Merkez Bankası’nın para politikaları ve faiz oranı kararları, enflasyonun kontrol altına alınmasında kilit rol oynuyor. Ancak, siyasi müdahaleler ve bağımsızlık tartışmaları, bu politikaların etkinliğini zaman zaman sorgulatıyor.

Döviz kuru, Türkiye ekonomisinin kırılgan noktalarından biri olarak öne çıkıyor. Türk Lirası’nın değer kaybı, ithalat maliyetlerini artırırken, ihracatı destekleyebilir. Ancak, yüksek döviz borcu olan şirketler ve hammadde ithalatına bağımlı sektörler için bu durum büyük riskler taşıyor. Kur istikrarını sağlamak, ekonomik istikrar için kritik önemde.

Türkiye’nin dış borç yükü, ekonomik büyüme ve finansal istikrar açısından önemli bir meydan okuma oluşturuyor. Yüksek dış borç, özellikle kısa vadeli borçlar, ülkenin finansal kırılganlığını artırıyor ve uluslararası piyasalardaki olumsuz gelişmelere karşı savunmasız hale getiriyor. Bu borcun sürdürülebilirliği ve yeniden yapılandırma süreçleri, önümüzdeki dönemde ekonomi yönetiminin öncelikli konularından biri olacak.

Türkiye ekonomisi, sık sık değişen ekonomi politikaları ve reformlarla şekilleniyor. Hükümetin yapısal reformlar konusundaki kararlılığı, uzun vadeli ekonomik istikrar ve büyüme için belirleyici olacak. Vergi reformları, işgücü piyasası düzenlemeleri ve yatırım teşvikleri gibi alanlarda atılacak adımlar, ekonomik performansı doğrudan etkileyebilir.

Sonuç olarak, Türkiye ekonomisinin geleceği, yukarıda bahsedilen faktörlerin nasıl yönetileceğine bağlı olarak şekillenecek. Ekonomik istikrarın sağlanması, sürdürülebilir büyüme ve vatandaşların refahı için kritik önemde. Bu süreçte, ekonomik politikaların şeffaf, öngörülebilir ve uzun vadeli perspektiflere dayalı olması, güven ortamının oluşmasına katkıda bulunacaktır.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.